Türkiye’nin, 212 milyar $’a yaklaşması beklenen reel sektör döviz borcu ile gündemden düşmeyen Ortadoğu krizi, BREXIT etkisi ile İngiltere ve Euro Bölgesi ekonomik sorunlarının artmaya başlaması, diğer yandan, Fransa’daki Sarı yelekliler hareketi, İtalya’da 200 milyar Euro’yu aşan bankacılık krizi, Almanya’da sanayi üretiminde daralma ve son olarak ABD başkanı Trump’ın yerelleşen bir ABD ekonomisi yaratmaya başlaması Çin ile ticaret savaşlarını artırması ile Çin de yüksek büyüme dönemlerinden % 5 – 6 seviyelerine gerilemesi beklenen bir ekonomi ile 2019 senesine giriş yaptık. Amerika Birleşik Devletleri ise 2019’da en az % 2 üzerinde bir büyüme ile ve FED’in faiz artışlarına devam edeceği beklentisi ayrıca 600 milyar dolar bilanço küçültme yaparak 2019’u İngiltere ile birlikte sıkı para politikasına devam ederek Dolar ve Pound’un daha da güçleneceği bir konjonktür olarak karşımıza çıkıyor.
OECD’ye göre, 2019’da Euro Bölgesi Çin ve Türkiye’nin küçülmeye devam edeceği ABD ve İngiltere’nin ise yükselişe geçeceği, Türkiye’nin ise 2019’da -% 1,5-3 arası küçüleceği tahmin ediliyor. Yılsonu enflasyon rakamının % 15-18 olarak çift hanede kalacağı, işsizlik rakamının % 12-13 olacağı cari açığın ise -%3,3 olarak gerçekleşeceği bekleniyor.
Euro bölgesi ise, Aralık 2018 sonu itibari ile varlık alımını durdurdu ancak, Euro para biriminde ve paritede kayıplar devam ediyor. BREXIT kararı sonrası İngiltere’nin AB’den ayrılması Avrupa Bankacılık sistemini ve Deutche Bank’ı büyük riske sokmuş durumda. Her ne kadar Fransa’da Macron’un Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, Euro Bölgesi için son derece olumlu olsa da, Macron’un yapısal reformların çok acil yapılması gerektiğini belirtmesi, sarı yelekliler hareketi önümüzdeki dönemde olası Frexit ihtimalinin devam edebileceğini gösteriyor. Draghi’nin, parasal genişleme politikasının başarılı olabilmesi, her şeyden önce Avrupa’da siyasi risklerin düzelmesi ile gerçekleşecektir. Diğer yandan Avrupa’da işsizlik, ekonomik durgunluğun giderek artmaya devam etmesi, 2019 büyüme beklentisinin % 1,7 gibi son derece zayıf kalmasına neden olmaktadır.
ABD ve İngiltere Ekonomisine gelince, şüphesiz Amerikan ekonomisi 2019’a Başkan Donald Trump’ın yerelleşen bir ABD yaratma isteği, Çin ile ticaret savaşlarını başlatarak diğer yandan makroekonomik veriler bakımından güçlü bir ekonomi ile giriyor. Muhtemelen beklentiler, 2019 de en az 2-4 faiz artırımının devam edeceği ve çok güçleneceği yönünde. 600 milyar Dolar bilanço küçültme ise Dolar endeksinin ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yükselişine devam edeceğinin işareti. Ekonomik göstergeleri incelediğimizde, enflasyonda % 2 seviyelerine 2019 sonunda ulaşılmasının mümkün olduğu belirtiliyor. İşsizliğin ise 2019 de % 3’e gerilemesi kuvvetle muhtemel gözüküyor. Özellikle enflasyon ve istihdamda ki iyileşme sürecinin devam etmesi, faiz oranlarının artırılmasını güçlendiriyor.
Türkiye ekonomisi ise, % 3 büyüme, % 20-30 enflasyon, % 12 işsizlik -4,5, cari açık % 1,3 bütçe açığı ile 2018 senesini tamamladı. 2019 senesinde Türkiye’nin özellikle 4. nesil yapısal reformları çok acil hayata geçirmesi, katma değerli büyüme modeli ile bilişim, biyoteknoloji, nano teknoloji, genetik, bilgi teknolojileri gibi yüksek katma değerli alanlara yönelmesi gerekmektedir. 20 trilyon Dolar tutarındaki e-ticaret pazarında Türkiye’nin ilk 25 ülke içinde olması en önemli hedeflerden biri olması yanında, AR-GE ve markalaşmaya yönelmesi 2019 ve sonrasında büyük önem arz etmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının FED’in 2019’da gerçekleşmesi beklenen %3-4 faiz artışına ve enflasyondaki yükselişi önlemek adına % 24, seviyesine çektiği politika faiz oranı, Dolar/TL’yi bir miktar geriletmesine rağmen, döviz kurlarındaki aşırı oynaklığın daha normalize olması için, Türkiye’nin öncelikle yılda 1 trilyon dolar üzerinde doğrudan yabancı yatırım için bekleyen sermayeyi Türkiye’ye çekmesi, ABD-Rusya-İsrail-İngiltere ve Japonya ile stratejik ortaklıklarını güçlendirmesi, Ortadoğu ülkeleri ile ekonomik işbirliğini artması AB ile ilişkilerin daha da olumlu bir sürece girmesi ve Shangai Enerji Kulübünde enerji yatırımlarını güçlendirmesi ve özel sektör yatırımlarının özellikle imalat sanayi payının % 25 seviyelerine çıkarılması, tasarrufların % 25-30 seviyelerine yükselmesi için katma değerli yatırım alanlarına yönelmesi gerekmektedir. Bugün Almanya’nın bir aylık cari işlemler fazlası yaklaşık olarak 36 milyar $ civarındadır. Türkiye’nin ise 1 yıllık cari işlemler açığının 32 milyar dolar civarında olduğunu düşündüğümüzde, Almanya gibi cari fazla veren bir ekonomi olmak için, 2019 ve sonraki yıllarda, en önemli önceliğimiz, katma değerli büyüme modeline geçilerek yüksek teknoloji ihracatı ve AR-GE olanaklarımızı geliştirmemiz gerekmektedir.

Dr. İsmet DEMİRKOL